Kalbinin sesini aklın sesiyle aynı yola sokabilmek insana verilmiş en yüce yetenek olsa gerek. Kalp sesi yani öz'ün sesi. Sana hayat veren, can veren, umut veren ve sen bütün ipleri bıraksan da, inkar ve isyan etsende sana olan inancını yitirmeyen ve asla yitirmeyecek olan ses. Derinlere indiğinde seni büyük hoşgörüyle karşılayan ses. Ne halde, ne durumda, ne şekilde olursan ol senden vazgeçmeyen ses.
Şimdi senden istediğim, yanıp kül olduğun, toz olduğun yerden küllerinden yeniden doğma cesaretini gösterebilmen. Kendi içinde barış ilan edip, sevgiyle yürüdüğün ve yürüyeceğin yolların umuduyla bu yükselişe dahil olman.
Kendi içinde barış ilan etmek. Kulağa hoş geliyor değil mi ? Evet önce kendi içimi görmem gerekirdi, gördüklerimi kabul etmesi zaman aldı. Hala alıyor. Bir önceki yazımda cesaretsizlik, korkaklık diye anlamlandırdığım bütün eylemlerimi kucaklıyorum şimdi. Asıl cesaretin, kendimde gördüğüm, yüzleştiğim bu karanlıkla tanışabilmek olduğunu anlıyorum. Korkmadan ve bu sefer halk dilinde söylenen 'halının altına süpürmek' gibi bir eylemde bulunmadan kendimle göz göze gelebildiğim için kucaklıyorum kendimi. Tüm çıplaklığımla kendimi kendime tanıtabildiğim için teşekkürlerimi gönderiyorum.
Şimdi anlıyorum özsevginin yalnızca iyi olarak bildiğimiz parçalarımızı sevmek demek olmadığını. Şimdi daha iyi anlıyorum kendini bilmenin nasıl mümkün olabileceğini. Yol bir adım daha kendime götürdüğü sürece, hem direksiyonun başındaki, hem de yolcu olmaya devam edeceğim.
Özetleyecek olursam, derdim kendimle ve ben bu derdin her bir zerresine razıyım. Savaşmayacağım, sevişeceğim. Öpücüklerimle veda ediyorum şimdilik, bu barışın tadını çıkaracağım.

Yorumlar
Yorum Gönder