Ana içeriğe atla

Festival Tanrıçası: Terpsichore


TERPSİS & KHOROS


 Terpsichore. Yunanca dilinde zevk almak ve dans etmek anlamına gelen kelimelerin birleşme kararı alıp tek vücut olmuş hali. Yani “terpsis” ve “khoros”. 

 Meğer kelimeler arasında güzel kararların verildiği anlar da oluyormuş. Bu güzel birleşme kararından ortaya çıkan kelimeyi kimseye kaptırmayan tanrıçamız Terpsichore, aynı zamanda on parmağında on marifet olan bir müzisyen olarak tanınıyor. Çeşitli eserlerde onun marifetli güzelliğini, elinde bir lir ya da flütü ile birlikte görebiliriz.

 Olimpos Dağında sekiz kız kardeşini de yanına alıp, o festival senin bu festival benim diyerek festival tanrıçası hayatı yaşayan ilham perisi Terpsichore, o kadar ışık ve ilham saçan bir haldeymiş ki ilhamından faydalanabilmek için Antik Yunan sanatçıları, etrafında dört döner ve hatta tanrıçamıza adaklar sunarlarmış. 

 Çeşitli anlatılara göre Terpsichore'un birkaç çocuğu olmuş. Örneğin efsanevi müzisyen Linus'un, Terpsichore'un oğlu olduğu söyleniyor. Ama bazı kaynaklar Linus'u doğuranın aslında Terpsichore'un kardeşlerinden biri olduğunu söylüyor. Mitoloji de olsa teyze dediğin anne yarısıdır diyerek Linus'a en içten sevgilerimizi gönderdik bile. İnan hiç farketmez Linus. Sen hangisini seni doğuran olarak kabul etmek istersen onu kabul et derim ben. Yaşam senin... Sevgiler.

  Bu merak uyandıran hikayenin en gizemli, heyecanlı ya da daha çok heyecanlı olan kısmına geldik. Evet, Sirenler'den bahsedeceğiz. Güzeller güzeli ve marifetli ilham perimiz Terpsichore, Sirenlerin annesi olarak biliniyor. Sirenleri, Yunan Mitolojisinde tehlikeli varlıklar olarak biliriz. Bedenleri yarı kuş, yarı kadın formundadırlar. Tıpkı anneleri gibi yetenekli oldukları için, zaman zaman söyledikleri şarkılar ve sesleri ile denizcileri cezbederler. Doğuştan gelen yeteneklerini bu şekilde kullanmayı tercih eden Sirenler, denizcileri öyle bir cezbediyorlar ki teknelerinin batmasına sebep oluyorlar. Ve bu güzel sesleriyle başlayan büyüleyici an, denizcilerin ölmesiyle son bulabiliyor. Sirenlerin neden böyle bir karaktere dönüştüklerini de merak edecek olursak haklı sebepleri var gibi duruyor ama biz düşümüze ilham perisi tanrıçamız Terpsichore ile devam edelim.

 Terpsichore ve sekiz kız kardeşi ile birlikte tanınan merifetli ilham perileri, sanatta, dokuz tanrıçalar ve genellikle kanatlı güzel genç kadınlar olarak bilinir. Dokuz tanrıçalar genellikle MÖ 5. ve 4. yüzyıla ait kırmızı ve siyah figürlü çanak çömleklerde, özellikle Apollon'un kitharasını çaldığı sahnelerde veya Marsyas ve Thamyres mitlerinin temsillerinde görülüyor. Apollon için önemli bir kült merkezi olan Delos'ta dokuz tanrıçaların birden fazla heykeli bulunuyor. Aynı zamanda, MÖ 5. yüzyılda Yunan sanatında 'ideal kadın' ikonografisi dokuz tanrıçalara çok benziyor. İlham dolu ve düşünceli dokuz tanrıçanın sevdiklerine yaşarken güzellikle yansımaları yetmezmiş gibi birde ölümden sonra yaşama yolculuklarını da düşünüp müzik zevki yaşayabilmeleri için, mezarlarına yerleştirdikleri lekythoi denilen zarif mezar vazoları da dikkat çekiyor. Ne ince ve zarif bir düşünce. Sevdiklerine bu kadar güzel incelikler ile yaklaşıyorlarsa sevmediklerine yaklaşımlarını düşünmek pek istemedim açıkçası. Zaten Sirenler bize mesajı yeterince veriyor. 

 Musa’ların etkisi, daha doğrusu onların sanatının etkisinin hem tanrılar hem insanlar üzerinde çok güçlü olduğunu şüphesiz söyleyebiliriz. Onların sanatının etkisini Pindar büyüleyici kelimeleriyle anlatıyor : 

''Altın Lir – Apollon’un ve siyah bukleli Musa’ların ortak servetisin. Sana; oyun ve törenin başlangıcı itaat eder; yetenekli elinle koroyu yöneten prelütlerin seslerini dökerken, şarkıcılar da senin talimatlarını dinler. Sen, tahrip edici ebedi ateşinin yıldırımını da söndürürsün. Zeus’un hükümdarlık asasında, hızlı kanatlarını sarkıtarak muhteşem kartal uyukluyor ve sen lir, onun gözlerini kapatarak, vahşi kafasını karanlık bir buluta sarıp tatlı bir uykuya daldırmaktasın. Seslerinle büyülenmiş o, uykuda sırtını yavaşça esneterek kaldırıyor. Hatta iç karartıcı Ares bile korkunç silahını uzağa fırlatmış, kalbini şarkıyla tatlandırıyor. Böylece, o lir, Leta’nın oğlu3 ve Musa’ların tarafından bağışladığı seslerin tanrıların kalplerini yumuşatır. Ancak, Zeus’un dünyada sevmediği her şey – yerde ve sonsuz denizde – pierida’lerin sesini duyup korkudan titrermiş…''

 Müzler veya musalar, Yunanca 'mousai' sözcüğünden gelmektedir. Bu sözcük ise akıl, düşünce, yaratıcılık yeteneği gibi anlamlara gelen ‘men' kökünden gelmektedir. Müzler, tanrıların kralı Zeus ile bellek tanrıçası Mnemnosyne'in kızlarıdır. Bir efsaneye göre dokuz tanrıçanın yani Müzler'in doğum hikayesi, Zeus ve Mnemnosyne ile tam dokuz gece geçirmesi ve her gece için bir müz yani 'Muse' doğması ile biliniyor. Onlara adanmış kutsal yerlere ise mouseion deniyor. 

İlham için gerekli olan güç, irade ve bellek Zeus ve Mnemnosyne'de bulunuyor. Hatırlamak, ulaşmak ve aktarmak. Akıllıca ebeveyn seçimi için tebrikler kızlar.

 Dokuz tanrıçaların bir grup olarak ünlü temsili ise M.Ö. 325-300 zamanındaki bir heykel kaidesinde yer alan 3 mermer rölyefidir. Bu  gösterişli heykel şimdi Atina Ulusal Arkeoloji Müzesi'nde bulunuyor. Meraklılara duyurulur.

 İngilizce'de 'dansla ilgili olmak' anlamına gelen 'terpsichorean' kelimesinin de ilhamını dansın ve müziğin ilham perisi Terpsichore'dan aldığını biliyor muyduk ? Bilmeyenler için bu tatlı bağlantıyı da cebimize koyduğumuza göre içimiz rahat edebilir. 

 Günümüzde dünyanın pek çok yerinde Terpsichore'un mirasını ve ilhamını devam ettirmek için açılan dans okulları olduğu söyleniyor.

  Teşekkürler Terpsichore. 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

YÜZLEŞ

  Kayıp bir ruh. Nerede kaybettiğini ve iplerinin nerede orta yerinden koptuğunu bilmeyen bir ruh. Evinde kayıp, işinde kayıp, dünyadaki ailesinin yanında zaten hep kayıptı, arkadaşlarının(?) arasında kayıp. Sevdiğini zannetiği adamın yanında zaten hiç var olamayan. Bedeninin olduğu mekanda kayıp. Hiçbir mekanda var olamayan ve hiçbir mekanda var olmak istemeyen. Olduğu yeri inkar eden ve kabul etmeyen bir ruh.  Busun işte. Gör. Varım, buradayım! dediğin hiçbir yerde aslında var olmadın. Olduğunu zannettin. Hep dışarıdan gelenle şekillendin. İçeriden zannettiğin dürtüler bile dışarının sana dokunduğu parmak izleriydi. Uçuk hayallerine ve kendi kendine söylediğin yalanlara tutundun. Özgürleşmek istedin. Özgürleş hadi ?  Hala içeri ve dışarı kavramlarını birbirinden ayıran bir kaç cümle kuruyorsun. Çünkü dış dünyada gördüklerinin kendinden geldiğini kabul etme cesaretin bile yok. İçerisi senin hayal dünyanda hep çiçekler güzellikler ışıklar sevgilerden başka bir şey değildi...

IŞIĞIN GÖLGEYLE BİRLİKTELİĞİ

  Etrafım ışıklarla dolu. Işık, beraberinde gölgeyi de getiriyor. Bu yüzden aynı zamanda etrafım gölgelerle de dolu. Işığın gölgeyle olan birlikteliğini seviyorum. Fakat şunu da biliyorum; ışık ne kadar parlak, ne kadar pürüzsüz ve ne kadar aydınlık olursa, gölgeler o kadar küçülüyor. O kadar yok oluyor, arkada kalıyor. Gölgeler anlamlı, görebilene. Gölgeler de ışığın bir parçası, birleştirebilene. Diliyorum ki hepimiz ışığımızın güzelliğini görebilelim. Diliyorum ki hepimiz gölgelerimizden sıyrılıp, ışığımızı parlatalım. Sıyrılıp diyorum, ayrılıp demiyorum. Çünkü ışığın olduğu yerde gölge daima olacaktır. Olacaktır ki ışığın farkı, varlığı belli olsun. Işığın güzelliği görülebilsin. Gölgeden ayrılmasına gerek yok fakat gölgeden sıyrılmak, daha doğrusu gölgeden sıyrılabilmek, ışığın büyüdüğü AN'dır. İşte o an kurtuluş adımı. Yükseliş adımı. Birlik adımı.  Işık yükseldiğinde bu sadece kendini ya da yakınını aydınlatmaz. Işık yükseldiğinde ne kadar yükselirse o kadar büyük bir a...

HERKESE VE KİMSEYE

  Kader ve tercihler. Kaderimiz ellerimizde mi ? Tercihlerimiz kaderimizi mi oluşturuyor ? Yoksa zaten tercihlerimiz de kaderimizin bir parçası mı ? Kaderini değiştirebilir misin ? Yoksa kaderini değiştirdiğini zannedip, zaten en başından beri belli olan kaderini mi yaşarsın ?  Yollar var, sonsuz ve dallı budaklı. Dallarında ne görmek istersen var. Dikenli bir çiçek görmek istersen dikenli bir çiçek var. Kocaman bir papatya görmek istersen, kocaman bir papatya var. Kırmızı beyazlı yapraklar görmek istersen, kırmızı beyazlı yapraklar var. Siyah ve taş gibi bir pamuk görmek istersen, siyah ve taş gibi bir pamuk var. Yani kaderin ne olursa olsun, sen kaderini yaşarken önüne serilen bütün yollar, bütün dallar sen içlerinden istediğini seç, sen kaderini istediğin gibi çiz diye. İstersen al eline masmavi bir boya, maviler içinde çiz. İstersen parlayan mavilikleri karanlıkla birleştir, öyle çiz. Ya da kan kırmızısını al veya bütün renkleri karıştır, öyle çiz. Nasıl istersen.  Am...