Ana içeriğe atla

PENCERE


 Zaman, sadece ilerlemekle görevliydi. Bir tarafta acı çok büyükken, insanın hayatta kalma mücadelesi somutlaşmışken, yani artık her şey gözle görülür bir şekilde ortaya çıkmışken zaman ilerliyor ve akmaya devam ediyordu.

Hem hayatın doğalında olan ve insanın alışık olduğu bir şeydi bu; zaman her zaman akmaya devam ederdi, bunu biliyorduk. Hemde bildiğimiz şeyi uygulamak bi o kadar zorlaşmıştı.

Çünkü ne yapacağımızı hiç bilmediğimiz bir şeyle karşı karşıya, burun buruna kalmıştık ve ne zamanın akması normal geliyordu ne de hayatın devam ediyor olması. Bir yandan da böyle düşünmek ve ara ara içimize gelen ne yaşadığını bilememe hali, panikler, üzüntüler, öfkeler, acılar, suçluluk duyguları, anksiyeteler, hiç bu kadar normal olmamıştı. 

Her şeyi ve herkesi anlamak çok kolaylaşmıştı benim gözümde. Öfkeli bir insanı hiç bu kadar iyi anlamamıştık belki. Anlasaydık zaten bir ihtimal başka bir dünyamız olurdu o ayrı. Panik halinin ne demek olduğunu hiç bu kadar iyi anlamamıştık. İnsanın hiç tanımadığı bir kişinin yaşadığı durumdan dolayı suçluluk duymasını hiç bu kadar iyi anlamamıştık. İnsanın ne yapacağını bilmediği bir durumda gösterdiği en normal tepkilerdi bunlar. Mühim olan bu tepkilerin neye dönüştüğüydü. Hangi çözümleri önümüze sereceğiydi. Her sorun arkasında çözümle geliyordu. Her çözüm yeni bir kapıyı açıyordu ve her kapı bize başka bir pencere gösteriyordu. O pencerede ne göreceğin, gördüklerinle ne yapacağın yine sana, bana, bize kalmıştı.

Sistemdi bu, evrendi, hayattı, dünya ve dünyalardı. Sen hangi tanımı kullanırsan kullan hiçbiri birbirinden ayrı değildi. Pencerede gördüklerimiz bu sefer umudumuzun tohumlarıydı, mucize seslerdi, insanın insana ihtiyacıydı ve aynı zamanda insanın kendi başına gösterdiği gücüydü, hoşgörüydü, gerçeklerle yüzleşmesiydi, günler sonra ışığa kavuşan insanın yaşama sevinciydi, bu sefer aynı pencereydi baktığımız. Gördüklerimiz ve görmek istediklerimiz Bir'di ve Tek'ti. Kurtuluş 2023tü.

Pencere belki toz duman içindeydi, soluduğumuz havası kirliydi ve parçalı bulutluydu ama bu mevsim de geçecekti. Her kışın arkasından bahar gelirdi. Baharda açan çiçeklere iyi bakması ve koruması da yine insanın iradesine ve sorumluluk bilincine kalmıştı. 

Kendime inandığım kadar insanlığa, insanlığa inandığım kadar kendime inandığım bir yerdeyim. Ve bu yerde idrak ettiklerim hücrelerime kazınıyor. Bir sonraki nesillere sağlam tohumlar aktarabilmek, tek dileğim. 

01:22

14.02.2023


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

YÜZLEŞ

  Kayıp bir ruh. Nerede kaybettiğini ve iplerinin nerede orta yerinden koptuğunu bilmeyen bir ruh. Evinde kayıp, işinde kayıp, dünyadaki ailesinin yanında zaten hep kayıptı, arkadaşlarının(?) arasında kayıp. Sevdiğini zannetiği adamın yanında zaten hiç var olamayan. Bedeninin olduğu mekanda kayıp. Hiçbir mekanda var olamayan ve hiçbir mekanda var olmak istemeyen. Olduğu yeri inkar eden ve kabul etmeyen bir ruh.  Busun işte. Gör. Varım, buradayım! dediğin hiçbir yerde aslında var olmadın. Olduğunu zannettin. Hep dışarıdan gelenle şekillendin. İçeriden zannettiğin dürtüler bile dışarının sana dokunduğu parmak izleriydi. Uçuk hayallerine ve kendi kendine söylediğin yalanlara tutundun. Özgürleşmek istedin. Özgürleş hadi ?  Hala içeri ve dışarı kavramlarını birbirinden ayıran bir kaç cümle kuruyorsun. Çünkü dış dünyada gördüklerinin kendinden geldiğini kabul etme cesaretin bile yok. İçerisi senin hayal dünyanda hep çiçekler güzellikler ışıklar sevgilerden başka bir şey değildi...

IŞIĞIN GÖLGEYLE BİRLİKTELİĞİ

  Etrafım ışıklarla dolu. Işık, beraberinde gölgeyi de getiriyor. Bu yüzden aynı zamanda etrafım gölgelerle de dolu. Işığın gölgeyle olan birlikteliğini seviyorum. Fakat şunu da biliyorum; ışık ne kadar parlak, ne kadar pürüzsüz ve ne kadar aydınlık olursa, gölgeler o kadar küçülüyor. O kadar yok oluyor, arkada kalıyor. Gölgeler anlamlı, görebilene. Gölgeler de ışığın bir parçası, birleştirebilene. Diliyorum ki hepimiz ışığımızın güzelliğini görebilelim. Diliyorum ki hepimiz gölgelerimizden sıyrılıp, ışığımızı parlatalım. Sıyrılıp diyorum, ayrılıp demiyorum. Çünkü ışığın olduğu yerde gölge daima olacaktır. Olacaktır ki ışığın farkı, varlığı belli olsun. Işığın güzelliği görülebilsin. Gölgeden ayrılmasına gerek yok fakat gölgeden sıyrılmak, daha doğrusu gölgeden sıyrılabilmek, ışığın büyüdüğü AN'dır. İşte o an kurtuluş adımı. Yükseliş adımı. Birlik adımı.  Işık yükseldiğinde bu sadece kendini ya da yakınını aydınlatmaz. Işık yükseldiğinde ne kadar yükselirse o kadar büyük bir a...

HERKESE VE KİMSEYE

  Kader ve tercihler. Kaderimiz ellerimizde mi ? Tercihlerimiz kaderimizi mi oluşturuyor ? Yoksa zaten tercihlerimiz de kaderimizin bir parçası mı ? Kaderini değiştirebilir misin ? Yoksa kaderini değiştirdiğini zannedip, zaten en başından beri belli olan kaderini mi yaşarsın ?  Yollar var, sonsuz ve dallı budaklı. Dallarında ne görmek istersen var. Dikenli bir çiçek görmek istersen dikenli bir çiçek var. Kocaman bir papatya görmek istersen, kocaman bir papatya var. Kırmızı beyazlı yapraklar görmek istersen, kırmızı beyazlı yapraklar var. Siyah ve taş gibi bir pamuk görmek istersen, siyah ve taş gibi bir pamuk var. Yani kaderin ne olursa olsun, sen kaderini yaşarken önüne serilen bütün yollar, bütün dallar sen içlerinden istediğini seç, sen kaderini istediğin gibi çiz diye. İstersen al eline masmavi bir boya, maviler içinde çiz. İstersen parlayan mavilikleri karanlıkla birleştir, öyle çiz. Ya da kan kırmızısını al veya bütün renkleri karıştır, öyle çiz. Nasıl istersen.  Am...