Ana içeriğe atla

YIKIM


 Yaşadığım dönemde yaşanan hadiseler günden güne yüzümüzün gülemeyeceği ve geçip gitmesini beklemekten başka yapacak bir şeyimizin olmadığı hadiseler silsilesine dönüşmüştü. İnsanların beyinleriyle kalplerinin birbirinden ayrı konuştuğunu nereye baksam görebiliyordum. Böyle günlerde bütün duyguların ve birikmiş düşüncelerin gün yüzüne çıkması kadar da normal bir durum yoktu tabii.
 İnsan olmanın getirdiği normalliklerdi bunlar. Biz ise normalin bir tık ötesine hala geçememiştik. Evlat acısına üzülmeyen bir bilinç ile aynı dünyaya bakarken üstelik. Evet evlat acısına üzülmeyen bir bilinç. Olan ne olursa farketmeksizin koşulsuz güven ve teslimiyetti benim burada gördüğüm. İnsan olmanın getirdiği duygulara ve egoya kapılmadan koşulsuz güven ve sağlamlık. Duygu ve egoyu aynı cümleye yerleştiriyorum çünkü temelinde ego yatmayan bir duygu var mıdır ? Sanmam. Üzülüyoruz. Neden ? İnsanlar çaresiz. İnsan çaresiz kalır mı hiç ? Ya da orada insan çaresizken bizim gördüğümüz tarafıyla tabii, nelere çare getirdiğini biliyor muyuz ? Bilirsek, düşünürsek, bakarsak, görürsek, o kadar sağlamlaşır yıkım olarak gördüğümüz koca dünya. 
 Aynı ışığın karanlıktan çıktığı gibi, aynı ölüm ile doğumun birlikte olduğu gibi, çaresizliğin içinde de çareler yatan, yıkılanın içinde sağlam duvarlar ördüğümüz bir dönemdi. İnsanın ne zaman sağlam duvarlar için yıkıma, doğabilmek için ölüme, ışığını görebilmesi için karanlığa ihtiyacı kalmazdı ? Böyle bir şey mümkün müydü ? Her şey mümkündü fakat insan evrimini başka türlü nasıl ilerletecekti ? Sonsuzluğa doğru genişleyen bir döngünün içindeyken, her şey değişecekti. Değişim ise önce sıfır noktası istiyordu. En baştan ve en baştan. Her seferinde. Bizim isteğimiz ise sıfır noktasını hep bir üst merdivene taşımaktı. En baştan gözüken ama hep bir adım ileriden başlayan değişim.
 Yani yıkımların karşısında yıkım ne kadar büyükse sağlamlığımızın da o kadar güçlü olduğu eylemlerde bulunmamız gereken hadiselerdi bunlar. Sağlamlık ? Güç ? 
 Evet sağlamlık ve güç. Sağlam ve güçlü hissettiğimiz anları düşünün. Şartlar ne kadar zorlayıcı olursa olsun sevgi ve şefkat gördüğümüz anlar. Sinirler ne kadar gergin olursa olsun ortaya sabır çıkartabildiğimiz günler. Duygunun içinde kaybolmak yerine, duyguyu erdemli ve tarafsız bir şekilde anlayabildiğimiz tek bir an. İşte insan olmanın getirdiği duygulara ve egoya kapılmadan demiştim ya, insan olmanın getirdiği duyguları ve egoyu kullanarak neler yapabileceğimizin ihtimallerine bir bakın. 
 Acı hissettiren duygu, seni kilometrelerce uzaklıktaki insanla bir yapıyor. Egodan çıkan duygu sana hakkını savundurtuyor ve değişim istettiriyor. Her şey bizim başımıza geliyor evet neden her şey bizim başımıza geliyor diye sorgulayanlarınız varsa eğer; İnsan olmanın ne demek olduğunu başımıza gelmeden anlayamadık hiçbir zaman. 
Başa gelecekti ve biz uyanacaktık. Uyanacaktık ve kendimizi bilecektik. Kendini bilen insanın, kendini bilen varlığın, kendini bilen can'ın yürüdüğü yol aynı hayal ettiği gibi sağlam ve güçlü olacaktı. Sağlam ve güçlü bir yol ise sevgiyle bütünleşmiş, beynin ve kalbin bir olduğu bir oluş halinden geçiyordu. 
Birlikte gireceğimiz bu yol hazır ve bizi bekliyor. Beynimizin ve kalbimizin bir olduğu haliyle. 
07.02.2023 
10:01
 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

YÜZLEŞ

  Kayıp bir ruh. Nerede kaybettiğini ve iplerinin nerede orta yerinden koptuğunu bilmeyen bir ruh. Evinde kayıp, işinde kayıp, dünyadaki ailesinin yanında zaten hep kayıptı, arkadaşlarının(?) arasında kayıp. Sevdiğini zannetiği adamın yanında zaten hiç var olamayan. Bedeninin olduğu mekanda kayıp. Hiçbir mekanda var olamayan ve hiçbir mekanda var olmak istemeyen. Olduğu yeri inkar eden ve kabul etmeyen bir ruh.  Busun işte. Gör. Varım, buradayım! dediğin hiçbir yerde aslında var olmadın. Olduğunu zannettin. Hep dışarıdan gelenle şekillendin. İçeriden zannettiğin dürtüler bile dışarının sana dokunduğu parmak izleriydi. Uçuk hayallerine ve kendi kendine söylediğin yalanlara tutundun. Özgürleşmek istedin. Özgürleş hadi ?  Hala içeri ve dışarı kavramlarını birbirinden ayıran bir kaç cümle kuruyorsun. Çünkü dış dünyada gördüklerinin kendinden geldiğini kabul etme cesaretin bile yok. İçerisi senin hayal dünyanda hep çiçekler güzellikler ışıklar sevgilerden başka bir şey değildi...

IŞIĞIN GÖLGEYLE BİRLİKTELİĞİ

  Etrafım ışıklarla dolu. Işık, beraberinde gölgeyi de getiriyor. Bu yüzden aynı zamanda etrafım gölgelerle de dolu. Işığın gölgeyle olan birlikteliğini seviyorum. Fakat şunu da biliyorum; ışık ne kadar parlak, ne kadar pürüzsüz ve ne kadar aydınlık olursa, gölgeler o kadar küçülüyor. O kadar yok oluyor, arkada kalıyor. Gölgeler anlamlı, görebilene. Gölgeler de ışığın bir parçası, birleştirebilene. Diliyorum ki hepimiz ışığımızın güzelliğini görebilelim. Diliyorum ki hepimiz gölgelerimizden sıyrılıp, ışığımızı parlatalım. Sıyrılıp diyorum, ayrılıp demiyorum. Çünkü ışığın olduğu yerde gölge daima olacaktır. Olacaktır ki ışığın farkı, varlığı belli olsun. Işığın güzelliği görülebilsin. Gölgeden ayrılmasına gerek yok fakat gölgeden sıyrılmak, daha doğrusu gölgeden sıyrılabilmek, ışığın büyüdüğü AN'dır. İşte o an kurtuluş adımı. Yükseliş adımı. Birlik adımı.  Işık yükseldiğinde bu sadece kendini ya da yakınını aydınlatmaz. Işık yükseldiğinde ne kadar yükselirse o kadar büyük bir a...

HERKESE VE KİMSEYE

  Kader ve tercihler. Kaderimiz ellerimizde mi ? Tercihlerimiz kaderimizi mi oluşturuyor ? Yoksa zaten tercihlerimiz de kaderimizin bir parçası mı ? Kaderini değiştirebilir misin ? Yoksa kaderini değiştirdiğini zannedip, zaten en başından beri belli olan kaderini mi yaşarsın ?  Yollar var, sonsuz ve dallı budaklı. Dallarında ne görmek istersen var. Dikenli bir çiçek görmek istersen dikenli bir çiçek var. Kocaman bir papatya görmek istersen, kocaman bir papatya var. Kırmızı beyazlı yapraklar görmek istersen, kırmızı beyazlı yapraklar var. Siyah ve taş gibi bir pamuk görmek istersen, siyah ve taş gibi bir pamuk var. Yani kaderin ne olursa olsun, sen kaderini yaşarken önüne serilen bütün yollar, bütün dallar sen içlerinden istediğini seç, sen kaderini istediğin gibi çiz diye. İstersen al eline masmavi bir boya, maviler içinde çiz. İstersen parlayan mavilikleri karanlıkla birleştir, öyle çiz. Ya da kan kırmızısını al veya bütün renkleri karıştır, öyle çiz. Nasıl istersen.  Am...